Fast food çağında oruç

Daniel R. Hyde

Çeviren: Fikret Böcek | İngilizce (English)

Giriş

Kutsal Kitap büyük bir kitaptır, öyle ki zaman zaman unutmuş olduğumuz şeyleri okuruz. Bunlardan biri de oruçtur. Belki de birçok pastörün, hiçbir zaman üzerine vaaz vermediği bir konudur. Birçok Hristiyanın hiç uygulamadığı bir uygulamadır. Abraham Kuyper (1837-1920), bir keresinde şunları söylemiştir: ‘‘Günümüzde imanlılar arasında hala oruç tutanlar da vardır. Ama oldukça azdır. Bu uygulama, yavaş yavaş ölmüştür. Artık topluluk olarak toplu bir şekilde oruç tutmuyoruz. Oruç tutmaya karşı yabancılaştık ve imanda gelişmenin yollarından biri olarak saymaz olduk’’ (İman Uygulaması, 97). Bu öğretiş yalnızca göz ardı edilmiyor ya da bilinmez kalmıyor, aynı zamanda legalizme doğru da çarpıtılabiliyor; Eski Antlaşma öğretişi olarak bakılabiliyor. Burada açıklamak istediğim yalnızca orucun Kutsal Kitapsal bir öğretiş ve uygulama olduğu değil, günümüzle de alakalı bir konu olduğudur.

Oruç Nedir?

Basit bir ifadeyle oruç, ziyafetin tam tersidir. Oruç tutmak, Tanrı’nın önünde kişinin kendisini duaya yaklaştırmasına yardımcı olması adına bedenini ve ruhunu alçakgönüllü bir hale getirmek için bir zaman dilimi süresince yiyeceklerden kendisini yoksun bırakmasıdır. Eski Hristiyan teolog Tertullian (160-225) oruç tuttuğumuzda ‘‘cennete uzanır... ve Tanrı’nın yüreğine dokunuruz’’ demiştir (Apoloji 40.15). İngiliz teolog William Ames’in (1576-1633) da dediği gibi, ‘‘Oruç, şimdiki yaşamın düşünce ve kaygısından sıyrılarak, bütün düşünce Tanrı’yı aramaya odaklandığında daha dindar hale gelir’’ (Teolojinin İliği, 265). Oruç, ruhsal babalarımız için öyle önemliydi ki ikinci emrin gerektirdiği üzere ibadetin sorumluluklarından biri olarak tanımlanmaktadır (Westminster Uzun Kateşizmi, S&C 108).

 

Oruç Örnekleri 

Kutsal Kitap, Tanrı halkının tarihinde oruç örnekleriyle doludur. Tanrı yasası, bütün Tanrı halkının yılda bir kere, Bağışlanma Günü’nde, bir topluluk olarak oruç tutmalarını gerektiriyordu ve bunu ‘‘istekleri denetlemek’’ olarak tanımlıyordu (Levililer 16:29, 31). Yeşu ve İsrail’in önde gelenleri, Ay’daki yenilgiden sonra oruç tutmuşlardı (Yeşu 7:6). Hakimler döneminde İsrail’de iç savaş olduğu sıralarda, Tanrı halkı oruç tuttu (Hakimler 20:26). Peygamber Samuel, Saul, Davut ve kralların döneminde, halkın hem toplu hem de kişisel olarak oruç tuttuklarını görmekteyiz (1. Samuel 7:6; 31:13; 2. Samuel 1:12; 12:16; 12:21; 12:22; 1. Krallar 21:27; 1. Tarihler 10:12). Tanrı halkı Babil sürgününden Vaat Edilen Topraklara dönmeye hazırlanırken, Ezra’nın ‘‘Tanrımız’ın önünde alçakgönüllü davranmak, O’ndan kendimiz, çocuklarımız, mallarımız için güvenli bir yolculuk dilemek üzere orada, Ahava Kanalı yanında oruç ilan ettim’’ dediğini görüyoruz (Ezra 8:21). Döndüklerinde, ‘‘Hepsi oruç tutmuş, çul kuşanmış, başına toprak serpmişti. İsrail soyundan gelenler bütün yabancılardan ayrılmıştı. Günahlarını ve atalarının yaptığı kötülükleri ayakta itiraf ettiler’’ dendiğini görüyoruz (Nehemya 9:1-2). Mezmurlar ve peygamberlikler oruç örnekleriyle doludur (Yeşaya 58:1-12; Mezmur 35:13; 69:10; 109:24; Yeremya 36:6; Daniel 6:18; 9:3; Yoel 1:14; 2:12; Zekeriya 7:5). Örneğin, Daneil üç hafta boyunca et ve şarap orucu tuttu (Daniel 10:2-3) ve hatta Yahudi olmayan Ninovalılar da oruç tuttu (Yunus 3:5). Ve Rabbimizin tapınakta adanması sırasında, O’nun gelişine oruç tutarak hazırlanan peygamber Hanna’yı görüyoruz (Luka 2:37). Elçileri gibi Rabbimiz de oruç tutmuştur (Matta 4:2; Elçilerin İşleri 14:23; 2. Korintliler 6:5; 11:27).

İsa Mesih Oruca İşaret Etti mi?

Bu, yalnızca Eski Antlaşma uygulaması değildir. Rabbimiz İsa Mesih, oruçla ilgili birçok konuşmaya sahil olmuştur. Bir keresinde, Ferisiler her zamanki gibi O’nu tuzağa düşürmek istiyorlardı, bir diğerinde Yahya’nın öğrencileri kendilerini doğrulatmak istiyorlardı çünkü Yahya’nın öğrencileri ve Ferisilerin öğrencileri sık sık oruç tutuyor dua ediyorlardı (Matta 9:14). Luka’nın İncili’nde daha da fazlasını söylediler, ancak İsa ve öğrencileri tam aksini uyguluyorlardı: ‘‘ama seninkiler yiyor içiyor’’ (Luka 5:33). Yahya’nın ve Ferisilerin öğrencileri oruç tutarken, İsa Mesih’in öğrencileri ziyafet çekiyordu. Bu neredeyse bir skandaldı, çünkü oruç Tanrı halkının yaşamının binlerce yıldır bir parçası olan dindarlık ve alçakgönüllülük göstergesiydi; gel gör ki şimdilerde İsa adında bir öğretmen sahneye çıkmış ve öğrencileri oruç tutmuyordu. Dindar olmak istemiyorlar mıydı? İsa Mesih’in öğrencileri neden bu dini uygulamayı yerine getirmiyorlardı?

Bunu cevaplandırmak adına, oruçla ilgili üç benzetme sundu. İlk olarak, düğün benzetmesini verdi: ‘‘Güvey aralarındayken, davetliler yas tutar mı? Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, o zaman oruç tutacaklar’’ (Matta 9:15). Bir düğündeyseniz ve damadın huzurundaysanız, atmosfer nasıldır? Neşe doludur, sevinç doludur; bir kutlamada oruç tutmazsınız, ziyafet çekersiniz! Öyleyse damat aralarındayken ziyafet verirler, damat gittiğinde oruç tutarlar. İsa güveydir ve halkı da davetlileridir (ve de gelini, metaforlar çoktur). Neşeli bir düğün benzetmesi peygamberlerden direkt olarak gelmektedir. Yeşaya’nın da dediği gibi, ‘‘Gelin nasıl güveyiyle sevinç buluyorsa, siz de Tanrınız’da sevinç bulun’’ (Yeşaya 62:5; 54:5-6). İsa davetlileriyle birlikteyken, krallığın gelmesinin sevinciyle ziyafet veriyorlardı. Bu nedenle, İsa’nın öğrencileri dindar olmayan kişiler değildi, damatlarıyla birlikte krallarının gelişini kutluyorlardı. Öyleyse Hristiyanlar oruç tutmamalılar mı? Hayır, İsa Mesih’in söyleme çalıştığı şey bu değildir. Mesih sözlerine şu şekilde devam etmektedir: ‘‘Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, o zaman oruç tutacaklar’’ (Luka 5:35; Matta 9:15). İşte, anahtar kelime budur. İsa Mesih’in ayrılacağı ve orucun yine krallığının doluluğunda O’nu görme arzusunu ifade etmenin bir yolu olarak uygulanacağı zaman gelecekti.

İkinci olarak, İsa giysi benzetmesini kullanmıştır: ‘‘Hiç kimse esi giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Çünkü yeni kumaş çeker, giysiden kopar, yırtık daha beter olur’’ (Matta 9:16). İsa’nın söylemek istediği ‘‘yeni kumaş parçası’’ gibi yeni bir şey getirdiğiydi. Getirmiş olduğu şey öyle gelişigüzel, Rab ile halk arasında yapılmış Eski Antlaşma’ya yama edilemezdi. İsa önüne konan her şeyi tamamlamaya ve Yeni bir Antlaşma başlatmaya gelmişti. Benzetmenin ifadesiyle, eskiyi, Eski Antlaşma’nın  yıpranmış giysisini yamamaya değil, fakat halkına yeni giysiler giydirmeye gelmişti 

Üçüncü olarak, İsa şarap benzetmesini kullandı: ‘‘Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa tulumlar patlar; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara konur, böylece her ikisi de korunmuş olur’’ (Matta 9:17). Tekrar İsa,  Yeni Antlaşma’yı Eski Antlaşma’nın içerisine koymaya gelmemiştir. Şarap benzetmesi, Yeni Antlaşma’nın peygamberlerde sevinç resmidir: ‘‘O gün dağlardan tatlı şarap damlayacak’’ (Yoel 3:18). ‘‘Dağlardan tatlı şarap damlayacak, bütün tepelerden akacak’’ (Amos 9:13). Eğer Yeni Antlaşma’nın şarabı Eski Antlaşma’nın eski tulumlarına konsaydı, o zaman tulum patlar ve şarap da mahvolurdu. Ama İsa Mesih, Yeni Antlaşma’nın yeni şarabını kurtarmış olduğu halkın yeni şarap tulumlarına koymaya geldi. Bu yolla, İsa’nın da dediği gibi, ‘‘her ikisi de korunmuş’’ oldu (Matta 9:17).

Nasıl Oruç Tutmalıyız?

O halde, Yeni Antlaşma Hristiyanları olarak nasıl oruç tutmalıyız? Tanrı Kelamı’ndan size faydalı dört direktif vermeme müsaade edin:

Özgür Bir Şekilde Oruç Tutarız

Eski ve Yeni Antlaşma’daki oruç örneklerinin hepsinin üzerinde, orucun Kelamı’nda Tanrı tarafından bizzat tanımlandığını görüyoruz; yine de bunu özgür bir şekilde yaparız. İsa Mesih’in orucu özgür bir Hristiyan uygulaması olarak tanımladığını öngörün: ‘‘o zaman oruç tutacaklar’’ (Luka 5:35; Matta 9:15). Kendi düşüncelerine göre Tanrı tarafından görülmek ve bir şeyler elde etmek adına oruç tutan Ferisilerin tam aksine, Matta 6’da İsa iki kez, ‘‘oruç tuttuğunuzda’’ demektedir (Matta 6:16, 18).

Bu ne demek? Oruç tutmakta özgürsünüz demektir. Oruç tutmanız gereken yılda belli bir tarih belirtilmemiştir. Oruç tutmanız gereken belli bir zaman süreci belirtilmemiştir. Sizden belli bir metot istenmemektedir. John Calvin (1509-1564), Roma’nın istediği oruçların bağlamında toplu oruçla ilgili şunları söylemiştir: ‘‘Zaman, tutum ve form Tanrı Kelamı tarafından belirtilmemiştir, ancak kilisenin yargısına bırakılmıştır’’ (Hristiyan Dininin Temelleri, 4.12.14).

Alçakgönüllü Bir Şekilde Oruç Tutarız

Ayrıca alçakgönüllü bir şekilde oruç tutarız. Sık sık oruç tuttukları için övünen Yahya’nın öğrencileri ile (Luka 5:33) İsa’nın ‘‘o günler gelince oruç tutacaklar’’ (Luka 5:35) söylemi arasında bir zıtlık vardır.

Ferisilerin insanların ortasında, insanlar oruç tuttuklarını anlasın diye aç, yorgun ve acı içinde gezmeleriyle (Matta 6:16) İsa’nın öğrencileri arasında bir zıtlık vardır. Yeşaya şunları söylerken Ferisilerden söz etmektedir: ‘‘Bakın, oruç tuttuğunuz gün keyfinize bakıyorsunuz’’ (Yeşaya 58:3). Yoel de İsrail’i aynı sebepten ötürü azarladı: ‘‘Rab diyor ki, ‘Şimdi oruç tutarak, ağlayıp yas tutarak bütün yüreğinizle bana dönün. Giysilerinizi değil, yüreklerinizi paralayın ve Tanrınız RAB’be dönün’’ (Yoel 2:12-13). İsa da Ferisileri şunları söyleyerek azarladı: ‘‘Onlar ödüllerini almışlardır’’ (Matta 6:16). Aksine Tanrı tarafından görülmek ve ödüllendirilmek daha iyidir: ‘‘Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın. Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanız’a oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir’’ (Matta 6:17-18). İsa Mesih, dıştan normal görünüp normal davranmamızı; içten duayla Tanrı’nın yüzünü arayarak kendimizi Tanrı’nın önünde alçaltmamızı istemektedir. Ödülümüz de Tanrı’nın bizi görmesi ve yüreğimizin arzularını sağlaması olacaktır.

 Ciddi Bir Şekilde Oruç Tutarız

Üçüncü olarak ciddi bir şekilde oruç tutarız. Bu ne tıbbi bir oruç ne de zayıflamak içindir. Bu, Tanrı’yla ciddi bir iştir. Eski ve Yeni Antlaşma’da oruca yönlendiren şeyler savaşlar, hastalıklar, ihtiyarların atanması, günahların tövbesi ve Tanrı halkında diğer önemli meselelerdi. Ciddiyetle bireysel olarak oruç tuttuğumuz gibi, toplu bir şekilde de oruç tutarız. Calvin şöyle söylemiştir: ‘‘O zamanın ihtiyaçlarına göre pastörler, topluluğu oruç tutmaya ya da ağır başlı yakarışlara, ya da alçakgönüllülük, tövbe ve iman eylemlerine teşvik etmelidir’’ (Calvin, Hristiyan Dininin Temelleri, 4.12.14). Sözlerine şu şekilde devam etmektedir: ‘‘Herhangi bir önemli meseleyle ilgili olarak insanlar Tanrı’ya dua edecekken, duanın yanı sıra oruç tutulması en uygunudur’’ (Calvin, Hristiyan Dininin Temelleri, 4.12.16).

Örneğin, Elçilerin İşleri 13:1-3’te, Pavlus ve Barnaba’ın atanması ve göreve gönderilmesi sırasında şunları okuyoruz: ‘‘Bunlar Rab’be tapınıp oruç tutarlarken... böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler’’ (Elçilerin İşleri 13:2,3). Elçilerin İşleri 14:23’te tekrar, kilisede ihtiyarlar seçilirken, oruç tutulup dua edildiğini görüyoruz. Elçiler ve kilise babaları, aday seçme, Kelam hizmetkarlarını, misyonerleri, ihtiyarları ve diyakonları atamada prosedürümüzün ne kadar küstahça ve formaliteden olduğunu görselerdi büyük bir şok yaşarlardı. Hollanda’da Reformasyon döneminde, kilisedeki görevler için seçimler yapılmadan önce, Tanrı’nın isteği yerine gelsin diye bütün gün oruç tutulur dua edilirdi (Pettegree, Duke ve Lewis, Editörler, Avrupa’da Calvinizm 1540-1610, 163).

Orucumuzun aynı zamanda ciddi olduğunu söyleyerek bunu nitelendirmek önemlidir, Eski Antlaşma’nın dışa dönük ifade ve ritüelleriyle oruç tutmuyoruz, giysilerimizi yırtmıyoruz (Yoel 2:13), çul kuşanmıyoruz (Nehemya 9:1) ya da başımıza kül dökmüyoruz (Daniel 9:3). Ya da yasa ruhuyla oruç tutmuyoruz, sanki Tanrı’nın gözünde lütuf kazandığımız bir şeymiş gibi. Puritan Matthew Barker (1619-1698), ‘‘Bütün sorumluluklarımız, hatta orucumuz ve kendimizi alçaltmamız, müjdeye yönelik uygulanmalıdır’’, yani iman, umut ve Mesih’teki sevgiyle müjde-merkezli bir şekilde yapılmalıdır, demektedir (Puritan Vaazları, 2:157-158).

Duayla Oruç Tutarız

Son olarak, duayla oruç tutarız. Kilise babalarımız, Tanrı’nın yüzüne bizi yaklaştıranın orucun kendisi olmadığını, ancak ondan yükselen duanın olduğunu söylemişlerdir. Başpiskopos James Ussher gibi kişilerin oruca, yalnızca duaya bir yardımcı, bir asistan olan bir şey demesinin nedeni budur (Tanrıbilminin Bir Bedeni, 346). Alman vaiz ve teolog Wilhelmus a Brakel (1635-1711), ‘‘Oruç tutmak içinde ve dahilinde dini bir uygulama değildir. Ancak oruç tutmakla Tanrı’yı aramakla olur... Orucun hizmet ettiği tek bir ama vardır: ruhu alçaltmak; bunun ötesinde bir önemi yoktur’’ demektedir (Hristiyanın Makul İbadeti, 4:5, 6). Son olarak, William Ames’in ibadet ve bizi ibadete yönlendiren ve de hazırlayan şeyler arasında ayrım yapmasının sebebi budur (Vicdan, 4.21.5-8). Oruç ‘‘bizi özgür, gayretli ve sürekli olarak dua etmeye yönlendirmeye’’ yararken, dua ibadetin kalbidir (Teolojinin İliği, 265). Bütün bunlardan bahsetmemizin önemi, batıl inançlar içeren oruç tutmaktan ya da orucumuzun Tanrı’dan bir şey kazanmamıza yarar sağlayan bir şey olduğunu düşünmekten kendimizi alıkoyabilmektir. Oruç, yalnızca dua etmek için bir araçtır.

Sonuç 

Kutsal Kitapsal oruç uygulamasını canlandırmalıyız. Brakel’in da dediği gibi, ‘‘Kilisedeki büyük çürümenin ve yozlaşmanın bir işareti olarak, hem toplu hem de gizli bir şekilde oruçla ilgili çok az şeyin yapılıyor olması üzücüdür. Bu nedenle, imanlı bir yaşam sürmek isteyen ve Siyon’un iyiliğini görmeyi arzulayan kişiler, bu sorumluluğu uygulamak için harekete geçmelilerdir... Bu uygulamanın ölmesine, yok olup gitmesine izin vermeyin’’ (Hristiyanın Makul İbadeti, 4:9). 

Bu uygulamayı canlandırdıkça, Rab’bin varlığına bağlı olan bir ruhla; günahlarımızı itiraf edip dua ederek; yaşamlarımıza, kilisenin yaşamına Rab’bin bereketini ve dünyamıza ruhsal yaşam vermesi için yakararak, Rab’bin önüne gelelim. Duam şu ki, İsa Mesih’in öğrencileri gibi, güveyimizin gelişini arzulayarak, bu amaç için çağrıldığımızda hem bireysel hem de topluluk olarak, yüreklerimiz dua ve oruçta birleşsin.



© 2026 Daniel R. Hyde. Çeviri: Fikret Böcek. Bu çeviri, aşağıdaki atıf bilgisi ve bu sayfaya bir bağlantı eklenmek koşuluyla, ticari olmayan amaçlarla, değiştirilmeden ve eksiksiz olarak yeniden yayımlanabilir. Alıntılar, başka çeviriler veya ticari kullanım için İzinler sayfasına bakın.

Atıf için: Daniel R. Hyde, “Fast Food Çağında Oruç”, çev. Fikret Böcek, https://www.danielrhyde.com/translated-articles/fast-food-caginda-oruc. İzin alınarak yayımlanmıştır.

Previous
Previous

Um Catecismo sobre Teologia Pastoral

Next
Next

Principes d'implantation d'Églises selon le livre des Actes